dost_site dost_site
Dost Site Anasayfası
dost_site
dost_site dost_site
dost_site
dost_site

Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
                                      Mevlana 


dost_site
Dost Site Anasayfası ayrac Hakkımızda ayrac Yazılar ayrac Forum ayrac İletişim
 
 

Bütünsel Tıp

YAZICI DOSTU


           Hasta tamir edilmeyi bekleyen bir makine değil, iyileşmeyi, iyilik halini, yani sağlığı bizatihi kendisi (doktor ve diğer ilgili taraflardan yardım alarak) gerçekleştiren bir aktördür. 25.12.05 tarihli Radikal 2’de yayınlanan ve kür hekimi Yaşar Yılmaz tarafından kaleme alınan bu güzel yazıyı mutlaka okuyun.

           Acaba her gün, herkesin herkesle `ağız dalaşında bulunduğu`, herkesin herkese karşı pusuya yattığı, herkesin her gün daha fazla `ötekiler`daha fazla ‘onlar`yarattığı, yarattığı az sayıdaki `berikiler`ya da `bizimkiler`i sürekli hipnotize ederek sözde kayırmak adına kötülük ettiği, bilinçten ve sevgiden yoksun bir toplumda adına demokrasi dahi desek, sağlıktan söz edilebilir mi? Başta bireyin kendisi olmak üzere adı, mesleği, grubu, aidiyeti, kökeni, rozeti, üniforması ne olursa olsun, hemen hemen herkesten önce kendisini, sonra da diğerlerini hasta etmeye uğraştığı ve de genelde başardığı bir ülkede sağlıktan ne kadar bahsedilebilir?

           Bölünmüş, parçalanmış, zedelenmiş hiçbir `bütün`ün sağlıklı olduğundan söz edilemez. Toplumu bireyler, bedeni de hücreler oluşturur. Bireyi sağlıklı olmayan toplumda ya da hücresi sağlıklı olmayan bedende "iyilik"ten söz edilemez. Artık günümüzde hayatın her alanında olduğu gibi sağlıkta da çare, parçalarla oyalanmak yerine bütüne yönelimde aranmaya başlandı. Buna `bütünsel tıp` deniyor. Bir başka deyişle, artık organ yerine hücreye yönelmek gerektiği savunuluyor. `Bütünsel tıp` yaklaşımını benimseyen hekimler, artık iki yeni açılım sunuyorlar: Birincisi hastalığın değil, hastanın tedavisi, ikincisi ise hastanın tedavi edilen edilgen öğe değil, tedavi eden, `kendi kendinin doktoru` olan etken ve aktif öğe olmasıdır. Hipokrat`ın "Yaşama biçimini değiştirmeye hazır değilsen, sana yardım edilemez" sözüyle, asıl rolün hastanın kendisinde olduğu uyarısı bugün daha da geçerlidir.

           Artık hem tüm insanlığın, hem de özellikle Türkiye gibi ülkelerin insanlarının önünde duran soru şudur: Acaba insanlar hastalıktan veya ölümden korktukları için mi hekimlerin önerilerine boyun eğiyorlar, yoksa hekimlere inanarak mı onların önerilerini uyguluyorlar? Peki hekim kendi rolünü oynuyorken ne kadar mutlu, ne kadar özgür? Şimdi nefes alan herkese sormak lazım. Doktorları istatistiklerin, primlerin, promosyonların uygulayıcılığına zorlayanlar kimlerdir? Elinde sağlık karnesiyle polikliniklerin kapısında kuyruklar oluşturarak, çoğunlukla "bedava" olduğu için doktoru ilaç yazmaya zorlayan halk mı, bugün dünyanın büyük bir bölümünde olduğu gibi, ülkemizde de sorulan "sözde sağlığın", "sanal sağlık hizmetinin" sahibi, uygulatıcısı olan çevrelerin katırını ürkütmek istemeyen hükümetler mi, yoksa uygulanan senaryodaki rolünü yapmakta seçeneksiz bırakılan görünür ve görünmez bir şekilde büyüklerinden (!) devraldığı rutini uygulamaya zorlanan hekimlerin kendileri mi? Yoksa bunların hepsi mi? Kemoterapiye hayır mı?

           Dünyayı yöneten hakim güçler, insan yaşamını daha da çekilmez bir duruma çevirmeden, Almanya`da yayınlanan aylık `Natur&Heilen` dergisinin Kasım 2005 sayısında yayınlanan bir araştırma sonucunu yorumsuz iletiyorum: "Almanya`da doktorlara, kanser olmaları durumunda kendilerine veya sevdiklerine kemoterapi uygulanmasını isteyip istemeyecekleri sorulduğunda yüzde 90`ın üzerinde hayır cevabı alınmış." Dünyanın en büyük nüfusuna sahip olan Çin`de artık bir özdeyiş olarak söylenen doktor tanımı inanıyoruz ki bizim için de yol göstericidir: Mükemmel doktor, insanları hasta etmeyendir. Ortalama doktor, başlaması muhtemel bir hastalığı iyileştirendir. Sıradan doktor da oluşmuş bir hastalığı iyileştirendir. 

           İnsanı bir makine, hastayı da bozulmuş bir makina gibi gören mekanik anlayış, elbette ki onu tamir edilmeye mahkûm bir nesne olarak görecektir. Oysa Dünya Sağlık Örgütü, 1986`da Ottawa’daki ‘sağlık` tanımında, sağlığı bedensel ve ruhsal olarak tam bir iyilik hali olmanın yanında, sosyal ve ekonomik olarak yeterli olmak ve ilerlemiş yaşında da kendisine yetebilmek olarak tanımlıyor. Bu tanımdan hareketle, hasta tamir edilmeyi bekleyen bir makina değil, iyileşmeyi, iyilik halini, yani sağlığı bizatihi kendisini (doktor ve diğer ilgili taraflardan yardım alarak) gerçekleştiren bir aktördür. 

           İnsanlık, sağlık söz konusu olduğunda kendisine giydirilen gömleği hak etmiyor. Artık insanlar, birileri kolesterolün ilaç gerektiren sınırını 200–250 mg/dL olarak belirledi diye, erişkin nüfusun yüzde 80`inin birdenbire tedavi gerektirecek düzeyde hasta olmasının mümkün olmadığını biliyorlar (Hartenbach). Kontrolsüz ve gereksiz yere kronik asidoza yol açıcı hastalıklara sebep olan tansiyon düşürme ilaçlarını alan insanlar, egzersizin, doğru solumanın, doğru beslenmenin, doğru düşünmenin ve bunları içeren bir yaşam biçiminin tansiyon yükselmesini zaten önleyeceğini ne kadar biliyor? (Hecht). Ayyuka çıkmış sağlık sorunlarımızı çözmenin yolu, merkezi hükümetlerin dünden devraldıkları bozuk sistemi bugün daha fazla sözü edilen palyatif çözümleri devam ettirmede değil, bireyin yaşama biçimine, anlayışına, çevresine, bireyin `kendisi olmak` bilincine saygı duyup katkıda bulunmaktan geçtiğini kavramak gerekir. Bu yol elbette sadece özgür kılmaktan öteye, onun sağlığı ile ilgilileri (doktor, hastane, çevre, finans, eğitim) özgür kılmaktan da geçer.

           Yüksek teknolojinin yarattığı "electrosmoke", kötü şehirleşme, sağlıksız konut, sağlıksız beslenme, aşırı ruhsal yüklenme, stres, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yoksunluk, küçük çıkarlar için toplumda yaratılan politik gerginlik, kötümserlik, ayrımcılık, kin, nefret, düşmanlık, kişisel çıkar hırsı gibi olumsuzluklar, bireyi de toplumu da hem etkisizleştiriyor hem de hasta ediyor.

           İster Hipokrat, İbn-i Sina, Buda, isterse Yunus ya da Galen olsun hepsinin öğüdü aynı:
           — Bugün sağlığa az zaman ayırmayan, yarın hastalığa çok zaman ayırır.
           — İnsana kendisini unutturarak tedavi edemezsiniz.
           — Genç, güçlü ve sağlıklı kalmanın yolu engin olmaktan, bedenini çalıştırmaktan, temiz hava solumaktan ve nefsine hakim olmaktan geçer.
           — İnsanoğlu varolalı beri bir doktor görülmemiştir ki birisini iyileştirmiş olsun. İyileşen kişinin kendisidir. Kişi şanslıysa ve iyi bir doktora denk geldiyse eğer, o doktor ondaki iyileşmeyi başlatır.
           — En iyi doktor, hastaya kendi doktoru olmayı öğreten doktordur.
           — En iyi doktor doğanın kendisidir. Hastalıkların yüzde 80`ini iyi eder. Üstelik de başka meslektaşlarının aleyhine konuşmaz. Sözümüzü Yunan filozof Demokrit`in (MÖ 460–370) sözü ile bağlayalım: "İnsanlar Tanrılarından sürekli sağlık diliyorlar. Ama bilmiyorlar ki, kendileri sürekli sağlıklarına zorbalık uyguluyorlar".

Dr. YAŞAR YILMAZ, Kür hekimi, Natur-Med YK Bşk. www.webnaturel.com

01.10.2008 *dostsite.org*



 
 
 
 
 
BİYOLOJİK BİLGİSAYAR KEŞFEDİLDİ, SIRADA BİYOLOJİK İNTERNET VAR
Stanford’dan bir araştırma grubu, yaşayan bir hücrenin içinde çalışabilecek, hastalıkları teşhis edip toksik tehlikelere karşı alarm verebilecek biyolojik bir bilgisayar geliştirdi. Bu bilgisayar yeri gelince tehlikeli veya işe yaramayan hücreleri yok edebilme özelliğine de sahip.

KELEBEKLER YOKSA SAĞLIK DA YOK
Türkiye'nin Kelebekleri Doğa Rehberi kitabının yazarı Ahmet Baytaş, Türkiye'deki Kelebeklerin Kırmızı Listesi adlı kitap için bakın neler yazmış...

ÇÖLDE BİNLERCE MOR KÜRE BULUNDU
ABD'nin Arizona eyaletinde bulunan Tuscon şehrinde esrarengiz mor küreler bulundu.

GELECEĞİN YÜZEN ŞEHİRLERİ: LILYPADS
Gerçekten yüzen şehirlere ihtiyaç var mı? 21.yüzyılın başlarında, etkilerini her geçen gün daha fazla hissettiğimiz küresel ısınma...

KEDİ TOLDO SAHİBİNİN MEZARINA HEDİYE TAŞIYOR
İtalya’da sahibinin ölümünün ardından mezarının yerini keşfeden Toldo adlı kedi bir yıldır her gün mezarlığın yolunu tutuyor, sahibine hediyeler götürüyor.

YUNUSLAR İNSANLARA HEDİYE VERİYOR
Bir grup biyolog yunuslarla ilgili bir süredir araştırma yapıyordu. Araştırmanın sonuçları şaşkınlık uyandırıcı... Avustralya'nın Tangalooma Adası sahilinde yapılan araştırmada yunusların insanlara hediye getirdikleri ortaya çıktı.

SİİRT’TE PARANORMAL YANGIN OLAYLARI
Siirt'te yaşayan Toprak ailesinin oturduğu evdeki eşyaların 4 ayda yaklaşık 300 defa yandığı iddia edildi. Yaşananlar nedeniyle aile 4 kez ev değiştirmek zorunda kaldı. Kameralar önünde alev alan halı ve evin bir kısmı korkuya neden oldu. A.A. 23 Aralık. 2012

DÜNYANIN SONU İÇİN HAZIRLANANLAR
Hatırlanacağı üzere Maya takviminin 21 Aralık 2012 tarihini Dünya’nın sonu olarak işaret ettiğine inanan birçok kişi bir aydan az bir süre kalan gün için dünyanın çeşitli yerlerinde kendilerine göre değişik tedbirler alıyor...

UFO: SAKLI DOSYALAR
UFO’LARIN PEŞİNDE NAT GEO TV’DE 14 KASIM 2012'DEN İTİBAREN HER ÇARŞAMBA --Uzman araştırmacılardan oluşan bir ekip, UFO’lar hakkındaki gerçekleri gün yüzüne çıkarmak için kolları sıvıyor. Bilim insanlarının da yer aldığı bu ekip, her şeylerini riske atarak, yeryüzünün en gizemli UFO vakalarını ve yepyeni kanıtları bir araya getiriyor.

UZAYLILAR KENDİ VARLIKLARINI SAKLIYOR
Nükleer fizik konusunda dünyanın sayılı uzmanlarından biri olan Stanton Friedman uzaylıların kendileri hakkındaki gerçekleri kapadıklarını iddia etti.
 
 
 
Anasayfa | Hakkımızda | Yazılar | Forum | Ziyaretçi Defteri | Linkler | İletişim
Son Güncelleme: 2 Ağustos 2014 Cumartesi Bu Sitenin Web Tasarımı ve Dinamik İçerik Yönetimi Red Bilişim Tarafından Hazırlanmıştır...